Side dilinin kökenini Luwi özellikleri taşıması bize kentin tarihinin M.Ö.4000’li yıllara dek indiğini göstermektedir. Bu dönemde Side’de megaron tipi yapılar bulunduğu ve kent halkının küçük çapta balıkçılık ve denizcilik yaptığı sanılmaktadır.
Esas kentleşmenin ise M.Ö. 2000’li yıllarda gerçekleştiğini Hitit yazıtlarından anlamaktayız. Bu yazıtlarda Hititlerin Mısırlılara karşı bağlaşıkları olarak Lukkalar(Likyalılar) ve Ahhiyawalılar yani Pamphylia bölgesi halkları sayılmaktadır. Bu döneme ait Müze bahçesinde sergilenen Hitit bazalt sütun parçası Side’de yapılan kazılarda bulunmuştur.
Önce bir İonya kıyı kenti olan Kyme ve daha sonraları M.Ö.1200’lerde Hellenlere karşı yaptıkları Truva savaşından dönen çeşitli Anadolu halklarının Side’ye göçü ile kent nüfusu çoğalarak büyümeye başlamıştır. M.Ö. 9 y.y.’da bir süre Kizzuwatna Geç Hitit Beyliği’nin Batı Kılikya sınırları içinde kalan kent, 7.yy.’da Lydia birliğinin, M.Ö. 546’da ise Perslerin egemenliğine girmiştir. Bu dönemde kent ekonomik bağımsızlığını korumuş ve bir yüzünde kentin sembolü olan nar kabartmalı ilk sikkesini basmıştır.
Yüzyıllardır devam eden çeşitli işgaller ve göçlere rağmen Side Kenti gelen göçmenleri potasında eritmiş ve Side dilinin güncelliği korunmuştur. Denizcilikte ve deniz ticaretinde büyük ün kazanan Side’de ana tanrıça Kybele ve ay tanrısı Men, en büyük tanrılar olarak kutsanmış ve adlarına tapınaklar inşa edilmiştir. M.Ö. 334’te Makedon Kralı Büyük İskender’e direnmeyerek kapılarını açan kent, Makedonların dayatması ile Hellen kültür öğelerini de güncel yaşamına katmış ve böylece Side dili ve alfabesinin yanı sıra Hellen alfabesini de kullanmaya başlamıştır. Ayrıca dini inanışlarda değişime uğrayarak Athena Anadolu ana tanrıçası Kybele ile, Apollon ise ay tanrısı Men ile özdeşleştirilmiştir.
İskenderin ölümünden sonra kent, M.Ö. 301’de Ptolemaiosların, M.Ö.218’de Seleukosların egemenliğine girmiştir. M.Ö. 190’da Rodosluların Seleukos donanmasının Ege’ye açılışını engellemesi üzerine, Side önlerinde yapılan deniz savaşında Rodos ve Bergamalıların desteklediği 34 gemilik Roma donanması ile Sidelilerin desteklediği Seleukos Kralı Hannibal 37 gemisi karşılaşmış ve bu savaş Romalıların galibiyeti ile son bulmuştur.
Daha sonra yapılan Apameia(M.Ö.188) anlaşmasına göre Side, diğer Pamphylia kentleri ile birlikte Bergama Krallığı yönetimine verilmiştir. Fakat Bergama, kent üzerinde hiçbir zaman egemenlik kuramamış, Side ekonomik ve siyasi bağımsızlığını koruyarak gelişmesini sürdürmüştür. Kent bu dönemde deniz ticaretinde büyük gelişme göstererek kültür ve sanatta ileri gitmiş ve çeşitli yapılarla donatılmıştır. Ayrıca kent yine bu yıllarda bir yüzünde gemi kabartması bulunan gümüş sikkesini basmıştır. M.Ö 138’de Seleukid kralı VIII. Antiochos Side’ye gelmiş ve burada öğrenim görmüştür. M.Ö.I.yy.’ın başında Klikyalı, Isaurialı ve Pisidialı çetelerin işgali ile kent bir korsan üssü haline gelmiş ve Akdeniz’in en büyük esir pazarı burada kurulmuştur. Bu pazarda en gürbüz erkeklerin 20 altına en güzel kadınların 15 altına satıldıkları anlatılmaktadır.
Pontus kralı VI.Mithridates’in Roma’ya isyan ettiği dönemde Side,Pontusların deniz üssü olarak kullanılmıştır.Daha sonra M.Ö. 78 de Romalı konsül Servilius Isouricus’un Side ile birlikte Anadolu’nun Akdeniz kıyılarını korsanlardan temizlemesi sonunda Roma topraklarına katılmıştır.
Roma meclisi kararıyla önce Galatia sonrada Pamphylia eyaletine bağlanan kent,Paxromana döneminde gelişmesinin doruğuna ulaşmış ve çoğunluğu bugün bile ayakta olan muhteşem yapılarla donatılmıştır.
Bu dönemde Side’de kültür ve sanat etkinliklerinin yanısıra çeşitli spor dallarında yarışmalar düzenlenmiştir.Bu yarışmalarda başarılı olan sporculara nar sunulan ahşap Athena heykelciği ödül olarak verilmiştir. Ayrıca Küçük Asya eyaleti spor yarışmalarında başarılı olan sideli sporcuların heykelleri dikilmiştir.
M.S.3.yy’ın sonlarında Toros dağlarında oturan Pisidia ve İsaurialılar büyük bir ordu ile kuzeyden Side önlerine gelmişler ve kent önünde yapılan büyük bir savaştan sonra yenilerek tekrar dağlara geri çekilmek zorunda kalmışlardır.Bu savaştan sonra kent halkı daha güneye yerleşmiş ve şehir surları mimar Attius yönetiminde yenilenmiş ve doğu-batı yönünde uzatılmıştır.Ayrıca kenti ikiye bölen bir iç sur yapılmıştır.Side,Roma imparatorluğunun M.S 4.yy başında ikiye ayrılmasından sonra, Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) sınırları içinde kalmıştır.5.yy dan sonra piskoposluk merkezi olarak tekrar canlılık kazanmıştır.
Bu dönemde tapınakların bazılarına bir apsis ilave edilerek Ortodoks kilisesine çevrilmiş,bazılarına da ek binalar yapılarak idari işler için kullanılmıştır.Ayrıca Roma döneminde yapılmış olan 16.000 kişi kapasiteli tiyatronun orkestrası branda ile kapatılarak toplu ayinlerde kullanılmıştır.7.yy dan sonra tekrar korsanların deniz üssü durumuna gelen Side, 10.yy dan itibaren Arap akınları sonucunda yakılıp yıkılmıştır.Çeşitli aralıklarla yapılan bu akınlar neticesinde kentteki yapıların tamamına yakını yıkılmış ve kent halkı Pamphylia bölgesi başkenti olan Attelia’ya (Antalya)göç etmeye başlamıştır.yıkıntı halindeki kentin limanı bir süre daha korsanların üssü olarak kullanılmıştır.Daha sonraları doğudan büyük bir hızla kentin doğu kapısına doğru ilerleyen kumların etkisi ve 12.yy.lın başlarında meydana gelen deprem neticesinde antik kent tamamen yerle bir olmuştur. Kum yığınlarının bazı antik yapıları, tarlaları ve yerleşme yerlerini istilası bu gün bile görülebilmektedir. 1207’de yöreye gelen Türkler, antik kentin 7 km. kuzeydoğusundaki Manavgat Irmağı kenarına kendi yerleşim birimlerini kurmuşlardır. 14.yy.a kadar Selçuklu sınırları içinde yer alan yöre daha sonra Tekeoğulları’nın yönetimine girmiş ve 1391 yılında Osmanlı topraklarına katılmıştır.
1847 yılında Teke Sancağı içerisinde Konya’ya bağlanan yöreye, 1895’te Girit Adasından göç eden Türkler yerleşmiş ve antik kent kalıntılarının bulunduğu yarımadanın ucuna Selimiye Köyünü kurmuşlardır.
Son yıllarda gelişen turizm ile birlikte büyük bir önem kazanan Side ve yarımadası çevresinde, ilk arkeolojik kazılara 1947 yılında Prof. Dr. A.Müfit MANSEL başlamış ve ölümünden sonra Prof. Dr. Jale İNAN tarafından devam edilmiş olup, kazı ve restorasyon çalışmalarına halen devam edilmektedir.
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın!